Bazen düşünmek gerekir... Bir insan hakkında kesin yargıya varmadan önce iyi düşünmek gerekir hem de... Hepimiz duygularımızdan, çevremizden, gördüklerimizden etkileniriz... Gördüğümüz manzaranın arkasında ne gibi dinamikler olduğunu hiç düşünmeyiz... Belki verdiğimiz hükümlerin çoğunda yanılmamızın sebebi budur...
Dışardan gördüğümüz ile karar veririz...
Ya içini anlamak istemeyiz, ya anlatan yoktur ya da gördüğümüzle değerlendirmek kolay gelir...
Hepimiz yapıyoruz bunu... Bilerek veya bilmeyerek hiç farketmez çünkü başkasının yerine kendini koyabilmek söylendiği kadar kolay bir şey değil...
“Kendimi senin yerine koyuyorum” demek çok kolaydır...
Ona söylediğimiz bir sürü söz gibi bir an çıkar ağzımızdan ama gerçekten koyuyor muyuz? Onu şartlarının tamamını bilmiyorsak bunu yaptığımızdan söz edebilir miyiz?
Gerçekten onu yerine kendimizi koyabilmemiz mümkün müdür?
Bence değildir... O yüzden ben anlık konuşmalardan hep kaçarım... Çünkü söylediğin sözü ve geçen zamanı geri alamazsın... Karşındaki duyduysa bir kere istediğin kadar değiştirmeye çalış yapamazsın...
Sadece sinirlendiğimiz, kızdığımız için onu açık yerlerinden vurmaya çalışmak hoş değildir...
O’na ve onun davranışlarına kırıldığın için söylediğin sözler, karşındakinin ne ile uğraştığını bilmediğin için senin düşündüğünden daha fazla yara açabilir... Karşımızdakini kırmadan önce onun daha önce neye kırıldığını iyi bilmek gerekir.
Ve en kötüsü de onun bizim için ne düşündüğümüzü bilmeden O’nun ağzından konuşmak sanırım...
“Sen beni öyle sandın”, “Sen beni böyle sandın” demek O’na konuşma fırsatı tanımadan karar vermek, sadece içimizdeki kızgınlığı azaltır... O da belki...
Ama hep unuttuğumuz bir şey vardır içimizdeki kızgınlığı azaltırken etrafımızı kırıp döktüğümüzdür... Hepimiz yaparız bunu...
Çünkü savunma mekanizmamız saldırı üzerine kurulmuştur...
Kızdıysak ilk hakareti biz etmek isteriz... Kızdıysak son lafı biz söylemek isteriz...
Ve daha kötüsü bir konuda kızdıysak o konuyu aşıp geçmişte kızdığımız kırıldığımız bütün her şeyi ortaya dökmektir... İçimizde tuttuğumuz tüm düşünceleri “bu son konuşma olabilir” korkusuyla ardarda sıralarız...
İçimizdeki bütün zehri akıtırız ya da akıttığımızı düşünürüz...
“Sen şöylesin, Sen böylesin” derken atladığımız en büyük gerçek aslında karşımızdaki kişinin bu söylediklerimizden hiç biri olmadığıdır...
Bir gün önce O’nu farklı görürken ertesi gün tüm hükümleri vermişizdir... Kendimizi kandırırız
Kafamızdaki imaj bir gecede değişmez... Sinirlendiğimiz için sadece kötü kelimeleri hatırlarız...
Ben kırıldıysam karşımdakini de kırmalıyım mantığıyla hareket etmek yerine kırılmış olabilirim ama ben biraz karşımdaki insanı tanıdıysam ve O’nun farklı biri olduğunu düşündüysem bir zamanlar, bir süre bekleyip bizi onaracağına inanmak olmalı...
Hiç birimiz bunu yapmıyoruz... Sonrasında pişman oluruz ya da olmayız bilemem ama olursak eğer....
Pişmanlık, geri dönüp baktığında aslında hayatının bir bölümü olabilecek birini sadece dıştan hüküm vererek kaybetmenin ne demek olduğunu anlamaktır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder